Ogilvy Istanbul

İstihbarat

Küresel Ogilvy Ağı’ndan ve lokal stratejistlerimizin kaleminden güncel bilgiler.

Açıklanamaz Olan Nasıl Açıklanır?

 

ÖZETLE

·         * Çoğu zaman zeki gözükmekle o kadar meşgulüzdür ki kendimiz için işleri fazladan karmaşıklaştırırız.

·         * Bazen en kısa, en basit sözcüğü kullanmak en iyisidir, bazen de tamamen yeni bir sözcük türetmek daha doğrudur.

·         * Bilim ve matematik  kelimenin tam anlamıyla dünyayı döndürür. Hal böyle olunca, herkesin bunlara erişmeye ve bunları anlamaya hakkı vardır.

“Hıçkırık nedir?” Dr. Xand van Tulleken’in dediğine göre bu soru tıp eğitimi sırasında kendisine sorulan son sorulardan biriymiş. Yıllar sonra altı yaşında bir çocuk aynı soruyu kendisine tekrar yönelttiğinde şöyle yanıt vermiş: “O zaman bilmiyordum, şimdi de bilmiyorum.”

 

Xand, “Karmaşık Şeyleri Basitleştirmek” üzerine Intelligence Squared tarafından düzenlenen bir paneli yönetiyor, özel konukları ise eski bir NASA robot uzmanı ve aynı zamanda xkcd çizgi romanının yaratıcısı Randall Munroe ile Oxford Üniversitesi’nden matematik profesörü Marcus de Sautoy.

Randall sözlerine, küçükken babasının tükenmez kalemini parçalara ayırıp yeniden birleştirdiğini anlatarak başlıyor, ama hiç bir zaman kalemin sonundaki düğmenin nasıl olup da kalem ucunu hem uzatıp hem de geri çektiğini çözememiş. “En fazla anlayabildiğim, mekanizmanın tasarlanma biçimi dolayısıyla o şekilde çalıştığı olmuştu,” diyor. “Niye öyle tasarlanmıştı? Çünkü kalemin çalışmasını sağlayan buydu!”

 

Eşyaların nasıl çalıştığını anlamaya duyduğu bu tutku, onu bilim alanına yönlendirmişti. Ve Randall akademik kariyeri esnasında şunu gözlemlemişti: İnsanların sıklıkla kapıldıkları bir korku, neden bahsettiklerini bilmiyormuş gibi algılanmaktı. Aslında bu, akademi dışına da uzanan bir korku. İşte bu yüzden pek çoğumuz hemen lafa karışıp birilerini düzeltmek veya daha karmaşık, özel bir terim kullanmak ihtiyacını hissederiz. Yani gösteriş yaparız. Randall kendisini de aynı durumda yakalamış: Bir bakmış ki Dünya yerine “basık küremsi cisim” ifadesini kullanıyor, çünkü basitçe “küre” demek yeterince kesin bir tanım olmuyor. 

veri-18.jpg

İşte bu noktada Randall’ın yeni kitabı The Thing Explainer  (Nesne Açıklayıcı) devreye giriyor. Kitapta, en karmaşık bilimsel kavram ve icatlardan bir kısmı, İngilizce’nin en yaygın ilk bin sözcüğü kullanılarak açıklanıyor. Ya da daha spesifik olarak belirtmek gerekirse, en yaygın ilk “yüz onluk” kullanılıyor çünkü “bin” sözcüğü barajı aşamamış.

 

Bu bağlamda jet motoru, Mars keşif aracı ve beslenme zinciri büyüleyici ve çoğu zaman esprili bir biçimde ele alınıyor. Kitapta, hakkında uzmanlaşmanın yıllar aldığı kavramlar çözümlenerek herkesin anlayabileceği bir dille aktarılıyor.

 

Geçmişte dil, bilgiyi paylaşmaktansa biriktirmek, yaygın cehaleti dayanak alan tekeller kurmak için kullanılmış. Bu karteller, matbaanın icadından bu yana yavaş yavaş aşınmakla beraber günümüzde hâlâ varlığını sürdürüyor. Xand’ın dediğine göre tıp, bu tür duvarlarla çevrili bahçelerden biri: “Tıbbı, kafa karıştırmaya mâhkum bir dille sarıp sarmalıyoruz, Latince ve Yunanca kullanıyoruz, böyle olunca hastalar kendilerine konan teşhisi öğrendikten hemen sonra, söylenenlerin yarısını unutuveriyorlar.”

 

Elbette, bir konuyu açıklamak ve anlatmak için yalnızca en basit sözcükleri kullanmanın getirdiği sorunlar da var. Örneğin, karşınızdakini küçümsüyormuş gibi algılanmak ve asıl ulaşmak istediğiniz kitleyi kaybetmek tehlikesi söz konusu. Xand, televizyonda çocuklara yönelik bilim programlarını sunarken “hipotez” ve “mitokondri” gibi sözcükleri kullanmak konusunda, BBC programlarındakinden daha özgür olduğunu anlatıyor, çünkü yetişkinlerin aksine çocuklar anlamadıkları bir sözcük duyduklarında konudan kopmuyorlar. “İçerik ilgilerini çektiği sürece, her türlü ileri düzey kavramı araya sıkıştırabilirsiniz.”

veri-19.jpg

Ancak Marcus’un anlattığına göre, iş yepyeni matematiksel nesnelere geldiğinde bütün mevcut dillerin kendilerine göre sınırları var ve bazı şeylere yeni isimler vermenin gücü muazzam. Bu durum matematiğe olduğu kadar sosyal fenomenlere de aynı ölçüde uygulanabilir. Örneğin, “selfie” sözcüğü nispeten yeni icat edilmiş bir terim ama yine de konuşmada kullanıldığında derhal bir anlama kavuşuyor.

 

Public Understanding of Science dergisinin Simonyi Kürsüsü Başkanlığı görevinin bir parçası olarak, karmaşığı basitleştirmek Marcus’un üzerinde çok durduğu bir konu. Nihayetinde, hepimizin bilime erişimi olması gerektiğine inanıyor çünkü bilimin istisnasız her birimizin yaşamı üzerinde etkisi olduğunu vurguluyor. “Nasıl evrimleştiğimiz konusunda bilim çok önemli bir rol oynuyor. Dergimiz yalnızca eğlenceye veya ilgi alanlarına yönelik değil. Bilimsel okuryazarlığa sahip bir topluma ihtiyacımız var, ancak böylelikle kök hücre araştırmaları veya iklim değişikliği gibi konular üzerine konuşabiliriz.” Marcus’a göre günümüzde bilim yayınlarının sorunu, fenomenlerin çoğunlukla “bitmiş bir hikaye” gibi sunulması, bu yüzden de medya tüketicileri belirli bir konu hakkında değiştirilemez sabit bir fikri öğrenmeye şartlandırılmış durumdalar.

 

“Elbette bazı konuları basitleştirmek imkânsız da olabilir,” diyor Marcus. “Yani en azından, konunun özünü kaybetmeksizin.” Randall buna bir örnek veriyor. Kitabına ilk başta eklemek istediği konulardan biri duvar ya da kol saatlerinin iç aksamlarıymış. Ancak çok geçmeden, horoloji konusunda uzmanlaşmamış biri için konunun yalnızca her bir parçanın özel olarak diğer parçalarla etkileşimde bulunmak üzere yapıldığından ve saatin de bu şekilde çalıştığından ibaret olduğu anlamış. Bu konuyu anlatmanın başka bir yolu yokmuş, tıpkı çocukken ilgisini çeken ve kafasını karıştıran basmalı tükenmez kalem gibi.

 

Randall’ın karmaşık bir fikri ifade etmekle ilgili bilim adamlarına ve aynı zamanda hikaye anlatıcılara en önemli tavsiyesi mümkün olduğunca kendi egonuzu bir kenara bırakmak. Mesele sizin ne kadar zeki olduğunuzu kanıtlamak değil, diyor Randall. Yaklaşımınızı bu şekilde değiştirirseniz, karşılığında siz de yeni bir şeyler öğrenebilirsiniz: “Şimdi artık ben de bilmediğim bir sözcükle karşılaştığımda, ister akademik bir yayında ister bir restoran menüsünde olsun, sadece soruyorum, ‘Bu ne demek acaba?’ Deneyin. Ne kadar özgürleştirici olduğunu göreceksiniz.”

 

 

 
dijitalDavid Ogilvy